NOT:
Dostlar, arkadaşlar
geçenlerde hazine buldum: Hazine: Çoktan varlığını unuttuğum gençlik yıllarıma
ait bir dosya! Şiirler ve bir takım ıvırzıvırlar; onlardan birini paylaşıyorum.
Bu ikinci kaybedişten sonra ikinci buluşum olmalı! Altına not koymuşum: “60’lı
yıllar olmalı…,” diye!.. 1961 yılı olsa yaş eder 20 Yeniden gözden geçirdim;
bazı sözcükleri sildim, bazılarını da ekledim. Bütünüyle var olan felsefik
yapıyı bozmadım.
BAHAR DALI
İlk günleri baharın;
Doğada: Bir kıpırdanma, bir
güzellik başlangıcı;
her yerde bir hareket..
Başlıyor artık yakmağa
tenleri: güneşin ışınları;
Ama haz veriyor,
Neş’e saçıyor dağlar, kırlar, kuşlar:
Gelincikler, kuzukulakları, mor
laleler;
Karıncalar yer altından yer
üstüne çıkıyorlar..
Biri gidiyor, biri geliyor; biri
gidiyor, biri geliyor..
Öğle bir devinim ki; sorma gitsin!
Öğle bir devinim ki; sorma gitsin!
Her yer sevgi dolu, sıcacık!.
Yaşam heyecanı sarmış her yanı..
Yeşil tomurcuklariyle,
beyaz, pembe çiçekleriyle
Gelin gibi erik
ağaçları, şeftali ağaçları..
İnsanlar kıpır kıpır: Kalpleri bir başka
alem!
Sevgi dolu, heyecan
dolu: kadınlar, erkekler
Kurbağalar gibi: Vırak
vırak; aşka çağırıyorlar birbirlerini..
- Gerçekte; bir madde ve onun arkasında bir çift ruh!. -
Ve işte hayat: acısıyla, tatlısıyla
Bir koşuşturmadır gidiyor;
nisan, mayıs ayları
Oynuyor gönül telleri..
Feryat figan;
kimi anlar, kimi anlamaz
Ya da domuzdur birileri!.
Yaz güzeldir; onun da yakan
güneşi var,
Deniz güzeldir; onun da kızan,
köpüren haşmetli dalgaları var,
Güzeldir gece; onun da aysız,
zifiri karanlık günleri var:
- Gülü seven dikenine
katlanırmış! -
Elbette aşkın da ızdırabı var:
Kalp bir madde; gerçek olan ruh mu?
Hayyam ne der bu işe: bilemem ki,
soramam ki!
Kim bilir, belki hayaldir; sırrını çözmeğe çalışmak: Akşamın oluşunun.
Ve gün batarken: deniz kıyısının
çimenleri üzerinde
sevdiceğinle gezinmek; bu da mı
hayal?
Yoksa insan “oğlu ve kızı”
gerçekte yok mu?
Öğle ise gerçek nedir? Bu dünya
neden var?
Hayal mi tüm bunlar?
Neyin hayali?
Geleceğin mi? Yitip giden
günlerin mi?
Yoksa:
“Sevmek, sevilmek yaşamın
cilvesi” mi?
Kim bilir!
Güneş batarken mor dağlar üstüne
saçtığı kızıllıklar mı?
Gölün maviliğine saçtığı kırmızı,
sarı, mor halkalar mı?
Yemyeşil günlük ağaçların üzerine
attığı kırmızı, sarı, mavi sütunlar mı?
Yalan!
Yoksa, yoksa; aşk yalan değil mi?
Öğle ise ben neyim?
- Gerçek mi, yalan mı? -
Gerçek olan içgüdüler mi?
Bu bağlamda sevişmek mi gerçek olan:
Gerisi yalan dolan mı?
- Gerçek; bir sen, bir
ben; bir de mehtaplı geceler! -
Şarkılardan öte mi?
Durmadan göz kırpan yıldızlar
Tanıklık mı yapıyor insan oğluna?
Neden?
- Bir çift nefes ile alev alev
öpücüğe? -
Olgun ve dolgun iki yaban
böğütleninin
Orta yerinde ve uclarında
dudaklarım: Mutlu ve sakin …
Özlenenin hepsi bu mu?
Gerisi: bir avuç çayır, çimen mi?
Kim bilir belki amaç bu!.
Baharın da elbet bir sonu var:
Bahar dalının çiçekleri yok olacak:
Ama nasıl?.
Dökülecek bir kısmı;
Kuruyacak, uçup savrulup gidecek..
Bir kısmı olgunlaşıp meyveleşecek..
“Ve bir çift ruh da felekten
bizim nasibimiz buymuş,” diyecek.
Ve işte:
Gökte ay pırıl pırıl,
Deniz kıyısı sessiz ve sakin
Izdırap dolu bir kalp!
Bir tik tak; bir tik tak daha:
Hepsi bu; koş babam koş!.
İşte; hayatın anlamı
bu,
Başka ne ararsın?.
Yazık! Akıl, akıl nerde?
Bir gün toprak olacaksın:
Yunus nerde? Hoca Nasrettin
nerde?
Simavna kadısı oğlu şeyh
Bedrettin nerde?
Nerde Acem Şair Ömer Hayyam
nerde?
“Meyhane de mi, kerhanede mi?”
Yoksa, ikisinin orta
yerinde mi?
Kara toprak hepsi bir hesap:
İşte, gerçek olan bu!
Charles Baudelair: “Les Fleur du Mal”
- Kötülük
Çiçekleri -
Ama, ama, gerçek yaşam bu!
Yaradılış
bu; ister beğen, ister beğenme!
Paşa gönlün bilir; ama değiştiremezsin ki yaradılışı!
Paşa gönlün bilir; ama değiştiremezsin ki yaradılışı!



