Henüz kitaplaşmayan şiirlerimden oluşmaktadır.

15 Aralık 2016 Perşembe

Bahar Dalı

NOT: 
Dostlar, arkadaşlar geçenlerde hazine buldum: Hazine: Çoktan varlığını unuttuğum gençlik yıllarıma
ait bir dosya! Şiirler ve bir takım ıvırzıvırlar; onlardan birini paylaşıyorum. Bu ikinci kaybedişten sonra ikinci buluşum olmalı! Altına not koymuşum: “60’lı yıllar olmalı…,” diye!.. 1961 yılı olsa yaş eder 20          Yeniden gözden geçirdim; bazı sözcükleri sildim, bazılarını da ekledim. Bütünüyle var olan felsefik yapıyı bozmadım.
                                                                        
                                                           



                                                                    
                                                                       

                                             

            BAHAR DALI


İlk günleri baharın;
Doğada: Bir kıpırdanma, bir güzellik başlangıcı;
her yerde bir hareket..
                       
                        Başlıyor artık yakmağa tenleri: güneşin ışınları;

           Ama haz veriyor,

           Neş’e saçıyor dağlar, kırlar, kuşlar:
           Gelincikler, kuzukulakları, mor laleler;

Karıncalar yer altından yer üstüne çıkıyorlar..
Biri gidiyor, biri geliyor; biri gidiyor, biri geliyor..
Öğle bir devinim ki; sorma gitsin!

         Her yer sevgi dolu, sıcacık!.

         Yaşam heyecanı sarmış her yanı..
                       
                       Yeşil tomurcuklariyle, beyaz, pembe çiçekleriyle
                       Gelin gibi erik ağaçları, şeftali ağaçları..

                       İnsanlar kıpır kıpır: Kalpleri bir başka alem!
                       Sevgi dolu, heyecan dolu: kadınlar, erkekler
                       Kurbağalar gibi: Vırak vırak; aşka çağırıyorlar birbirlerini..

                        - Gerçekte; bir madde ve onun arkasında bir çift ruh!. -

         Ve işte hayat: acısıyla, tatlısıyla
         Bir koşuşturmadır gidiyor;
                   nisan, mayıs ayları
                   Oynuyor gönül telleri..
                   Feryat figan;
                   kimi anlar, kimi anlamaz
                   Ya da domuzdur birileri!.
      
Yaz güzeldir; onun da yakan güneşi var,
Deniz güzeldir; onun da kızan, köpüren haşmetli dalgaları var,
Güzeldir gece; onun da aysız, zifiri karanlık günleri var:

- Gülü seven dikenine katlanırmış! -

          Elbette aşkın da ızdırabı var:
          Kalp bir madde; gerçek olan ruh mu?
          Hayyam ne der bu işe: bilemem ki, soramam ki!

          Kim bilir, belki hayaldir; sırrını çözmeğe çalışmak: Akşamın oluşunun.

Ve gün batarken: deniz kıyısının çimenleri üzerinde
sevdiceğinle gezinmek; bu da mı hayal?

Yoksa insan “oğlu ve kızı” gerçekte yok mu?
Öğle ise gerçek nedir? Bu dünya neden var?

Hayal mi tüm bunlar?
Neyin hayali?
Geleceğin mi? Yitip giden günlerin mi?

          Yoksa:

“Sevmek, sevilmek yaşamın cilvesi” mi?
           Kim bilir!

Güneş batarken mor dağlar üstüne saçtığı kızıllıklar mı?
Gölün maviliğine saçtığı kırmızı, sarı, mor halkalar mı?
Yemyeşil günlük ağaçların üzerine attığı kırmızı, sarı, mavi sütunlar mı?
                        
                                Yalan!
              
            Yoksa, yoksa; aşk yalan değil mi?
            Öğle ise ben neyim?

- Gerçek mi, yalan mı? -
 
            Gerçek olan içgüdüler mi?
            Bu bağlamda sevişmek mi gerçek olan:
            Gerisi yalan dolan mı?

                      - Gerçek; bir sen, bir ben; bir de mehtaplı geceler! -

            Şarkılardan öte mi?

            Durmadan göz kırpan yıldızlar
            Tanıklık mı yapıyor insan oğluna?

            Neden?
           
­- Bir çift nefes ile alev alev öpücüğe? -

            Olgun ve dolgun iki yaban böğütleninin
            Orta yerinde ve uclarında dudaklarım: Mutlu ve sakin …
            Özlenenin hepsi bu mu?
            Gerisi: bir avuç çayır, çimen mi?

Kim bilir belki amaç bu!.

          Baharın da elbet bir sonu var:
          Bahar dalının çiçekleri yok olacak:
                    Ama nasıl?.

          Dökülecek bir kısmı;
          Kuruyacak, uçup savrulup gidecek..
          Bir kısmı olgunlaşıp meyveleşecek..

“Ve bir çift ruh da felekten bizim nasibimiz buymuş,” diyecek.

           Ve işte: Gökte ay pırıl pırıl,
           Deniz kıyısı sessiz ve sakin
           Izdırap dolu bir kalp!
           Bir tik tak; bir tik tak daha:

           Hepsi bu; koş babam koş!.

İşte; hayatın anlamı bu,
Başka ne ararsın?.

           Yazık! Akıl, akıl nerde?

Bir gün toprak olacaksın:
Yunus nerde? Hoca Nasrettin nerde?
Simavna kadısı oğlu şeyh Bedrettin nerde?
Nerde Acem Şair Ömer Hayyam nerde?

          “Meyhane de mi, kerhanede mi?”

            Yoksa, ikisinin orta yerinde mi?

          Kara toprak hepsi bir hesap:
                     İşte, gerçek olan bu!   

                         Charles Baudelair: “Les Fleur du Mal”

          - Kötülük Çiçekleri -
       
          Ama, ama, gerçek yaşam bu!
          Yaradılış bu; ister beğen, ister beğenme!

                Paşa gönlün bilir; ama değiştiremezsin ki yaradılışı!